Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 
BENİM DÜNYAMA HOŞGELDİNİZ(Welcome to my world)

BATININ DA KURTULUŞU MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE

ekonomi






BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İstanbul Sultanbeyli’de, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Batının da kurtuluşunun Milli Ekonomi Modeli’nde olduğunu söyledi.

Ramazanın başından itibaren her gün bir ilde düzenlenen iftara katılan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr Haydar Baş, ikinci kez İstanbul’daydı. Daha önce Çatalca’da vatandaşlarla oruç açan BTP Genel Başkanı, bu kez İstanbul’un Anadolu yakasının hızla gelişen ‘problemlerle yüklü’ ilçesi Sultanbeyli’de vatandaşlarla biraraya geldi. Düzenlenen iftar programına BTP Genel Başkanı parti kurmaylarıyla katıldı. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda ilk sözü BTP kurmay heyetinde yer alan akademisyenler aldı.

Bu sofralar nadir

BTP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ata Selçuk, böyle iftar sofralarının artık nadir hale geldiğini dile getirerek, “Herkes bir papaz bulup, ona dua ettiriyor. Herkes papazı buluyor. Papazı bulanlar devleti düşünecek değil. Bunun neticesinde topraklarımız satılıyor, kanunlarımız Avrupa tarafından dikte ettiriliyor” dedi.

Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu da, yapılan özelleştirmelere dikkat çekerek, “Aslında yapılanlar özelleştirme değil, yabancılaştırmadır. Memlekete gelir sağlayan kamu kurumları yabancılara peşkeş çekilmiştir” diye konuştu.

Gerçek reçete yazılmıştır

Prof. Dr. Metin Tulgar da, “elektriğe, doğalgaza zam, işçiye, memura zam yok” dedi. Toplumun bu kesimlerine zem yapılması halinde ekonominin batacağını savunanlar olduğunu hatırlatan Tulgar, gerçek reçetenin Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yazıldığını vurguladı. Tulgar “Bu reçeteye uymak lazım, aksi takdirde hastalık düzelmez” dedi.

İşi ehline vermek lazım

Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu da, mevcut iktidarın ülkenin sorunlarını çözemediğine işaret ederek, “Şimdi Başbakana sesleniyorum. Bu millet size en üst makamlara taşıdı. Ancak meseleleri çözemediniz. Siz gerçekten samimi iseniz yapacak tek bir şey kalmıştır. İşi yapana, ehline teslim etmeniz lazım. Bu da bir hizmettir. Buyur Hocam gel demeniz lazım” dedi.

“Sizin partiniz BTP’dir”

Akademisyenlerin ardından kürsüye BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar baş geldi. Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli’ni ve modelde yer alan Sosyal Devlet projelerini tek tek anlatan Prof. Dr. Haydar Baş “Sizin partiniz çözüm partisi olan BTP’dir” diye konuştu.

BTP Genel Başkanı, “Bu Sultanbeyli’de oturan annelerim, kızlarım, gelinlerim: sizin bir tane partiniz var. O da BTP’dir. Niye? Size maaşı verecek olan kim? BTP’dir.”

Sürekli büyüme şart

Sürekli büyüme sağlanmaz ise ekonomi durağanlaşır, bunun sonu ise çöküştür” diyen BTP Genel Başkanı, dünya piyasalarındaki krizin nedeni olarak da bunu gösterdi. Bu kanunun sonucu olarak bütün Batının batmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, “Kimsenin kuşkusu olmasın. Hollandalı bilimadamının dediği gibi Batının da kurtuluşu Milli Ekonomi Modeli’ndedir. Bunun dışında çözümleri mümkün değil” dedi. 

http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1556
TUNALIM...
Date: 07 October 2008, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More

BTP LİDERİ:TÜRKİYE'Yİ DÜZLÜĞE ÇIKARMAYA HAZIRIM...

vatan, hizmet







BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu.



Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisinin başkasının düşüncelerini alarak konuşan bir ilim adamı ve siyasetçi olmadığının altını çizerek, “Ben kendi örfümden, adetimden, medeniyetimden ve hatta inancımdan yola çıkarak bir medeniyetin Türk medeniyeti olduğunu iddia ediyorum. Ve en üstün medeniyet budur diyorum” dedi.


Millet istesin, yeter
Türk milletinin ‘hodri meydan’ demesi halinde kendisinin dünyanın kabul edip uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ tezleri ve programlarıyla hazır olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “O kadar sürünmeye gerek yok. Ama milletim istemedi, vallahi, Allah Cenneti de yarattı, Cehennemi de yarattı. İsteyen paşa gönlüyle oraya da gider, isteyen oraya gider. Bize düşen apaçık onun hakikatlerini tebliğdir. O neyse bu da budur. Ama yine aziz milletime, lütfen ayıkalım, bu işe sarılalım ve bu işleri bitirelim artık, bu çileden, bu badireden kurtulalım diyorum.”


Artık kendimizi korumanın zamanı geldi
Prof. Dr. Haydar Baş, şu mesajları verdi: “Bir dönem geldi filancıyı koruyalım, onun için seferber olduk. Bir dönem geldi şunu koruyalım, onun için seferber olduk. Şimdi önümüze bu geldi... Yahu bırakın bunları. Bunlar korunmaya ihtiyacı olan adamlar değil. Bunları koruyanlar koruyor. Seni mi temsil ettiği için korumaya çalışıyorlar? Bu sefer de ailemizi, çevremizi, milletimizi, devletimizi, ordumuzu, adaletimizi koruyalım. Bu sefer bunu yapalım. Yapmayalım mı?
Bunu yapalım bakın dünya nasıl cennete dönüyor. Ben ne derdim, ‘Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olduğu gün güneş farklı doğacak’. Yeminle konuşuyorum böyle olacak. Hiç kimse kuşku duymasın.”

TUNALIM... ...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

TÜRKİYE'DE BU GÖTÜRME OLAYLARINI KİMSE İPLEMİYOR

yolsuzluk


 Bana göre Türkiye'de bu "Götürme " haberlerini kimse iplemiyor...


----Bana kimse bu tür olayların bu adamların tekrar seçilmesine etkisi olur demesin ,bizim Millet'te acayip bir “empati “ yeteneği var,


--- Nasıl yani abi ?


--- Nasıl olacak ;” empati” demek , kendini karşısındakinin yerine koymak demek


--- Eee ?


--- Eee si bu ; kendini onların yerine koyuyor ve “ben de olsam götürürdüm anasını satayım” diyor ve biz de” ulan bu adamların ne kadar fazla götürme olayı ortaya çıksa yine de yükselişteler ne iş bu kardeşim ?” diyoruz ,

...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

YOLSUZLUĞUMUZ KÜRESELLEŞTİ

yolsuzluk


 Almanya’da görülen Deniz Feneri davasıyla pandoranın kutusu açıldı.
Davanın hâkiminin ifadeleri çok ilginçti. Hâkimin ifadesiyle dava Almanya tarihinin en büyük yolsuzluk davasıydı ve -burası oldukça önemli- yolsuzluk Türkiye’den yönetiliyordu.
Hatta sanıklarla ilişkili isimler bir bir ifade edildi ve kimlerin ön planda olduğu belirtildi. Siyasete yakın çevreler…
Hani şu AB ülkelerine gidiş rekoru kırarak Türkiye’yi tanıttıklarını söyleyen siyasilerimiz…
Güzel tanıttılar, yolsuzlukla…
Almanya tarihinin yolsuzluk rekoru kırıldı.
Türkiye’yi tanıtalım derken, var olan imajımız da yerle bir oluverdi.
Sanıkların temyize gitmemeleri ve bütün suçlamaları büyük bir gayretkeşlikle üzerlerine almaları da ayrıca dikkat çekici bir durum.
Tabii bu sınırları aşan yolsuzluk ne ilk ne de son…
Yazarlarımızdan Aziz Karaca Beyin önceki günkü yazısında aktardığı Sayın Bülent Arınç’ın ifadelerine önemine binaen bir daha yer verelim:
“…Sorarım size asla müsrif olmayan ben, 25 yılda 60 milyar biriktirebilirken, geçmişlerini bildiğim bazı arkadaşlarımın milyon dolarlık servetleri beni çok düşündürüyor… Nereden geliyor bu paralar? Biz AKP’yi yoksulluğu ve yolsuzluğu bitireceğiz diye kurmadık mı? Gördüğüm şeylerden hicap duyuyorum.”
Sayın Arınç’ın hicap ettiği arkadaşlarının kimler olduğunu az çok biliyorsunuz.
Yolsuzluğu bitireceğiz, hortumları keseceğiz diye yola çıkanlar yolsuzluğun küresel olanlarını, hortumların ise daha büyüklerini yapmaya başladılar.
Belediye başkanı ya da vekil maaşıyla ne kadar para birikebileceği belliyken gemicikler aldılar, namı değer büyük yatırımlara ve ortaklıklara soyundular, ceplerini milyon dolarla doldurdular.
Şimdi de mızrak çuvala sığmıyor, kürselleşme diye diye yolsuzluğumuzu küreselleştirdik, dünyaya nam saldık.
Dün adaletle nam salıyorduk, bugün yolsuzlukla…
Öyle bir yolsuzluk ki, yakın arkadaşlar bile artık bundan hicap duyuyor.
İşte IMF, AB ve ABD taşeronluğuna soyunmuş olan siyasetin hali.
Madenlerimiz, topraklarımız, şirketlerimiz bir bir yabancılara peşkeş çekilirken, bir taraftan da milletimizin cebine hortumların en büyüğü takılıyor.
Ülkemizin bütün kaynaklarının yabancılara altın tepside sunulması yetmiyormuş gibi, vatandaşın üç beş kuruşuna da göz dikiliyor.
Millet olarak artık ayıkmalıyız.
İcazeti ecnebilerden alarak ülkemizi karanlık bir geleceğe sürükleyenler hiç milletimizi düşünürler mi?
Ülkeyi peşkeş çekiyorlar, senin cebindekini almaktan hiç ar ederler mi?
Milletinden icazet almayan, milli projelere sahip olmayan siyasilerin hangisi gelirse gelsin bundan farklı olmayacaktır.
Milletimiz gerçekten hizmet bekliyorsa, icazeti milletinden alan, milli çözümü olan siyasileri iş başına getirmelidir. İcazeti ehline vermelidir.
                ERDOĞAN'A DENİZ FENERİ ŞOKU
Yapılan bir araştırma, Türk halkının yüzde 78.3’ünün Deniz Feneri e.V’de yolsuzluk yapıldığına, Başbakan’ın da bu dava ile ilişkili olduğuna inandığını ortaya koydu.




Başbakan Erdoğan Deniz Feneri e.V ve yaşanan tartışmalar neticesinde güven kaybına uğradığı açıklandı. Political Researcher Strateji Geliştirme Merkezi’nin Eylül ayı içinde yaptığı “Toplumun Medya–Siyaset İlişkilerine Bakışı ve Yerel Yönetimler Araştırması” AKP hükümetinin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a olan güvenin önemli ölçüde azaldığını gösterdi. 16 Büyükşehir Belediyesi ve 23 metropol ilçede yapılan araştırmaya 2 bin 420’si kadın, 2 bin 448’i erkek toplam 4 bin 868 kişi katıldı.

Türk halkı yolsuzluk yapıldığına inanıyor
Ankete göre, Türk halkının yüzde 78.3 gibi büyük bir oranı Deniz Feneri e.V’de yolsuzluk yapıldığı iddialarının doğru olduğuna inanıyor. Yolsuzluk yapıldığına inanmayanların oranı yüzde 10.1 olurken, konu ile ilgili fikri olmayanların oranı yüzde 11.6’yı buldu. Ankette, Almanya’daki Deniz Feneri e.V için öne sürülen yolsuzluk olaylarına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da dahil olabileceğine inananların oranı ise yüzde 47.8 olurken, yüzde 34.4’ü ise inanmadığını söyledi. Bu konu ile ilgili fikir beyan etmeyenlerin oranı ise yüzde 17.8 oldu.


Türk halkı yolsuzluğun üzerine gidildiğine inanmıyor
Deniz Feneri yolsuzlukları karşısında AKP hükümetinin konuya bakış açısı sonrasında ise hükümetin yolsuzlukların üzerine gittiğine ilişkin kanı da ortadan kalktı. Ankette, “Adalet ve Kalkınma Partisinin Yolsuzlukların üzerine gittiğine inanıyor musunuz?” sorusuna, ankete katılanların yüzde 64.9 gibi büyük bir kısmı “hayır inanmıyorum” yanıtını verdi. AKP’nin yolsuzlukların üzerine gittiğine inananların oranı ise yüzde 21.3’te kaldı.


AKP kendi zenginini oluşturuyor
Ankette, AKP’nin kendi zenginlerini yaratma çabası içinde olduğuna inananların oranı ise yüzde 57.5’i bulurken, inanmayanların oranı yüzde 24.8’de kaldı.
Anket ile toplumun iktidar partisinin yolsuzlukların üzerine gitmediğini, kendi zenginlerini yarattığını ve dolayısıyla kendi taraftarlarına imtiyazlar sağladığını düşündüğü açıkça ortaya çıktı.
M.Çabas---TUNALIM...

...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

GELİN BİR VE BERABER OLALIM..

birlik, davet


5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.


Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.

21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:

“Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı…”

Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.

Atatürk, 1 Mart 1922’de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: “Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.

...Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.”

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin “tam bağımsız” olabilmesi için “ekonomik bağımsızlığın” şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923'te İzmir'de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, “ulusal bağımsızlık ilkesi”nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.

Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.

Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde, yani 1938'e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.

Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika’ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.

Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT’lerin satışının, Uluslar arası Tahkim’in, tahdit kanunlarının ve AB’ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte “bu küçük parçalara ayrılma projesi”ni yaşamaktadır.

Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş'ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an'la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş'ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..TUNALIM...
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..
...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

ACIMAYIN KALBİNİZE..

sevgi, aşk


Sen
Göz yaşlarımın aynasına serabı düşen güzel
Bir dokunda kalbime
Bin mutluluk kucaklasın beni gelmeden ecel

Acımayın kalbinize sevin gönlünüzce
Aşk çiçekleri açsın gözlerinizde
Koklasın bütün dünya her gece
Acımayın kalbinize

Yayılsın aşkınız her anınızda hücrelerinize
Çatlasın kötü yanlarınız
Aklınız doyumsasın aşkınızı
Ruhunuz duyumsasın sevdanızı
Sevin gönlünüzce korkmayın
Acımayın kalbinize

Aşk çiçekleri sudur
Hayat verir içinize
Sevdalar ırmak gibi dolar
İnceden kalbinize
Sevin sevin hiç durmayın
Acımayın kalbinize

Sevdalar çizsin yanlarınızı
Kanatıp batsın derinize
Siz siz olun
Acımayın kalbinize ...
 TUNALIM......
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

OLUMLU DÜŞÜNCE İNSANA NELER KAZANDIRABİLİR?...

sevgi, saygı, eğitim



Toplumumuzda insanların çoğunluğu olumsuz düşünüyor. Örneğin insanlarla konuştuğumuzda, devletler arasında çatışma ve savaşların olduğunu, bireysel ilişkilerde de haksızlıkların hüküm sürdüğünü, söylüyorlar. Yine sokağa çıktığımızda, yolda yürüyen insanların büyük bir kısmının, suratlarının asık olduğunu ve adeta patlamaya hazır bir bombayı andırdıklarını görüyoruz. Jack Ensaign Addington % 100 Düşünce Gücü adlı eserde bu konuda şunları yazar: “İnsanlar sürekli olarak kendilerini başkaları ile karşılaştırarak kendilerini küçümserler. İnsanın en büyük düşmanı yine kendisidir. Olumsuz düşünceler sayılamayacak kadar çoktur: Bencillik, gurur, benlik davası, sürekli kendini haklı görme saplantısı, kıskançlık, kendine acıma, kin, hile, kendini suçlama, çekememezlik, güvensizlik, sürekli eleştirel davranma, nefret, çaresizlik, düşmanlık vb.”Türkiye’de kitle iletişim araçlarına baktığımızda, bunların çoğunluğunun sabahtan akşama kadar olumsuz duygu ve düşünce yaydıklarına şahit oluruz. Örneğin “Biz adam olmayız, öldük, bittik, mahvolduk. AB ve ABD gelse de bizi kurtarsa vs.” Elbette bunlar kendiliğinden olan şeyler değildir çünkü doğada tesadüfe yer yoktur, her olayın mutlaka bir sebebi vardır. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada, birkaç istisnası dışında, özel TV kanalları çok uluslu şirketlerin maddi destek ve güdümündedir. Çünkü bunlar vasıtasıyla psikolojik savaş yapılarak ülkeler, siyasal ve ekonomik olarak çökertilip sömürgeleştirilmek istenmektedir.
Çocuklar başlangıçta Tanrı’nın bir lütfu olarak dünyaya güven duygusu ve yaşama azmi ile gelirler. Fakat yapılan araştırmalar, ilköğretim 4. sınıfa gelen çocukların, kendilerine olan güven duygularının % 80-85’ini kaybettiklerini gösteriyor. Gerçekten çoğumuz, bizi teşvik ve takdir etmeyen, sürekli eleştiren ve yasaklayan ailelerden geliyoruz yani eksiklik, yetersizlik duyguları ve aşağılık kompleksi ile yetiştiriliyoruz.
Acizane ben, olumsuz düşüncelerin eğitim vasıtasıyla yok edilip yerine olumlu düşüncelerin konulabileceğine ve bunu yaptığımız zaman bireylerin yaşamında mucizeler yaratılabileceğine inanıyorum. Nitekim Marks Twain: “Eğitimin yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Kötü ahlakı iyiye çevirir; kötü ilkeleri yok edip iyilerini yaratır, insanı melek düzeyine yükseltir.” demiştir.
Anthony Robbins’e göre kafamızdaki olumsuz düşünceler, bahçedeki yabani otlara benzer, onlara kızmak yerine hergün onları temizlemeliyiz. Kendisi bir hekim olan Pozitif Düşünce adlı kitabın yazarı Dr Freitag diyor ki: “ Sürekli sorun çıkacağını düşünmek, bir çeşit onları davet etmektir. İnançsız hastalar, şifa bulmak için bir doktordan diğerine savrulurlar. Ben hasta olup hastaneye yatıncaya kadar bunda kusurum olduğunu düşünmemiştim.Gerçi doktorlar da sütten çıkmış ak kaşık değillerdir.”
Eğer zihnimizi olumlu düşüncelerle doldurursak o bize sağlık, başarı, sevinç ve mutluluk olarak geri döner. İki grup hasta üzerinde hiçbir etkisi olmayan bir kimyasal madde ile bir deney yapılıyor. Bir gruba deniliyor ki, “ Bu ilaç çok etkilidir ve bu hastalığı tedavi eder. Bu grup üzerinde % 70 civarında tedavi sağlıyor. Öteki gruba deniliyor ki. “Bu ilacın bu hastalığı tedavi ettiği söyleniyor.” Bu grupta ise % 25 olumlu sonuç veriyor.
Gerçekten insan pozitif düşünür ve bu düşünce gücünü, güçlü bir şekilde kullanırsa fizik kurallarına aykırı sonuçlar yaratılabiliyor. Örneğin Anthony Robbins, “Zihin Devrimi” adlı seminerlerinde, insanların beyinlerini nasıl kullanabileceklerini, kişisel enerjilerini en üst düzeye nasıl ulaştırabileceklerini, nasıl yemek yiyeceklerini ve nasıl nefes alacaklarını öğretiyor. Seminer sonunda katılanları yanan kömürler üzerinde yürütüyor. Bazıları 3-4 metre, bazıları ise 13 metre yürüyebiliyorlar. Ateşin kendilerini yakmayacağına inananlar, ateş üzerinde yürüyebiliyor, yakacağına inananlar ise ağlayarak bundan vazgeçiyorlar. Yanan kömür üzerinde yürümeyi başaranlar, alkol ve eroin bağımlısı iseler, bundan vazgeçiyorlar. Demek ki, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında aşağılık duygusu bulunuyor, ateş üzerinde yürüyerek kendilerine olan saygılarını ve güven duygularını yeniden kazanmış oluyorlar. Yine hepimizin bildiği gibi yogiler, ateşi ağzına atabilmekte, yanan ateş üzerinde çıplak ayakla yürüyebilmektedirler. Türkiye’de ise Rufai tarikatı mensuplarının bir dinsel tören sırasında bir şişi yanaklarının bir tarafından sokup öbür tarafından çıkardıklarını geçmişte bir TV kanalında seyretmiştik. Onlar buna burhan(delil) diyor ve bunun Tanrı’nın ve dinin varlığının bir kanıtı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca inancın, insanda neler yapabileceğini göstermek istiyorlar.
Pozitif düşüncenin nelere kadir olduğunu başka örneklerle göstermeye çalışalım. Holda Crooks 70 yaşında dağcılığa başlıyor ve dünyanın en yüksek tepelerine çıkıyor. Son 25 yılda Fuji Dağının doruğuna çıkmış en yaşlı kadın olarak tanınıyor. Sabah bizi yataktan kaldıracak bir heyecan ve coşkumuz olması gerekir. Burn 90 yaşında olduğu halde hala zihnini bilemekte, esprilerini canlı tutmakta, sinema ve TV programları yapmaktadır. Granda Moses, 70 yaşında resme başlamış ve 90 yaşında dünyaca ünlü bir ressamı olmuştur. Muhiddin-i Arabi, İlahi Aşk adlı kitabında şunları anlatır: “Endülüs’te İşbiliye’de henüz büluğ çağına girmiş bir çocuk iken 90 yaşında bir kadının hizmetinde bulundum. Kadın, 14 yaşındaki genç bir kız kadar güzel görünüyordu. Bu yüzden ben yüzüne bakmaya utanırdım.”
İnanıldığında, mucizeler yaratılabileceğinin referanslarını illa dışarıda aramamız gerekmez. Birinci Dünya Savaşı sonunda tamamı işgal edilen bir ülkenin ve bütün orduları terhis edilen bir ulusun içinden yürekli ve inançlı bir adam çıkıyor ve Türk toplumu kurtulur, diyor. Sivas Kongresinde kendisinden başka herkes Amerikan mandacılığını kabul etmemizin doğru olacağını söylerken, kurtuluş mücadelesi verip bağımsız devlet olabileceğimize sadece Atatürk inanıyordu. Ayrıca toplu iğne bile yapamayan bu ulus, çok geçmeden uçak fabrikasını bile kurdu ve çalıştırdı. Yine o dönemde Cumhuriyet tarihinde ilk ve son defa olmak üzere kalkınma hızı %9’lara kadar çıktı. Peki bu mucize değil de nedir?
William Shakespeare; “ İyi ve kötü diye bir şey yoktur, biz onu düşüncelerimizle yaratırız” diyor. Halil Cibran da “Ermiş” adlı eserinde “ acıları kendimiz seçeriz” diyor. Beynimizin nasıl çalıştığını anlarsak hem kendimizin terapicisi olur hem de davranışlarımızı değiştirme yeteneğini kazanarak olağanüstü şeyler yapabiliriz. Yeter ki buna önce kendimiz inanalım. Everett Dirksen, “yaşam durağan değildir, düşüncelerini değiştirmeyenler düşkün evindeki yaşlılarla, mezarlıktakilerdir.” der. Helen Keller diyor ki: “ Hayat ya cesur bir denemedir ya da hiçbir şeydir. Hata yapmayanlar, hiçbir şey yapmayanlardır.” Emerson da “Davranışlarınızdan utanıp sıkılmayın, hayatın tamamı bir denemedir” demiştir. Geçen yıl yaptığınız bir hatayı düşünürseniz, üzülürsünüz fakat hataların, başarı deneyimlerinin bir parçası olma olasılığı vardır.
Gerçekten ararsak, her insanın bir hata ve kusurunu bulabiliriz. Benim bir şey dikkatimi çekiyor. O da çoğunlukla insanların, bir kişinin yaptığı 99 iyiliği görmeyerek 1 hatasına yoğunlaşıp onu silip atarak kötü bir insan olarak nitelendirmeleridir. Oysa birey, belki yaptıklarından pişmandır ve o hata, onu belki daha da olgunlaştırmıştır. Bu yüzden ona bundan sonraki hayatında daha iyi bir insan olma şansı vermek gerekir. Bunları düşünürken aklıma Hindistan’daki Kova Hikayesi geldi. Hizmetçinin birisi efendisinin evine iki kova ile su taşırmış, fakat kovalardan birisi sağlam diğer ise delikmiş. Bir gün delik kova, dile gelerek hizmetçiye şunları söylemiş: “Sağdaki kova sağlam ve suları hiç dökülmüyor. Oysa ben delik bir kovayım, eve varıncaya kadar sularımın yarısı boşalıyor ve seni efendine karşı mahcup ediyorum, bundan son derece üzgünüm”. Fakat birkaç ay sonra, kuyu ile ev arasında ve delik kovanın bulunduğu tarafta çok muazzam bir yeşillik ve çimenlik meydana gelirken sağlam kovanın tarafı kupkuru kalmış. Hepimizin kendine özgü kusurları vardır, hepimiz aslında delik kovalarız. Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarımızda gücümüzü bulduğumuzu bilirsek, biz de güzelliklere sebep olabiliriz.
Gandhi diyor ki: “ Düşünceleriniz pozitif olsun, çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur. Sözleriniz pozitif olsun çünkü sözleriniz davranışlarınız olur. Davranışlarınız pozitif olsun çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur. Alışkanlıklarınız pozitif olsun çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.”
Konu çok geniş olduğu için sınırlandırmamız gerekiyor. Biraz önce genç kalmadan söz etmiştik. Şimdi genç kalmak için ne yapmak gerekir? sorusunun cevabını vermeye çalışalım.
GENÇ KALABİLMEK İÇİN
1. Kin ve Düşmanlık Duygularını Yok Etmek
Tasavvufun tanımlarından birisi de kafanda ne varsa atmaktır. Yogaya da önce kendimi ve başkalarını affettim diye başlanır. Bülent Ecevit, kinin insan yüreğinde bir yük olduğunu söylemiştir. Kin, aslında düşmana bir şey yapmaz ancak sahibini yıpratır, yaşlandırır ve çökertir. İnsanları affetmemek ve düşmanlık duyguları beslemek mutlu olmayı da engelliyor. Düşmanlık duygusu, kalp ve diğer ölümcül hastalıklara sebep oluyor. Öyleyse bağışlayarak kin ve intikam duygularının tutsaklığından kendimizi kurtaralım ve ruhsal olarak özgür olalım.
2. Spor Yapmak
Spor sağlıklı kalmanın ilk koşuludur.Sporla vücudumuzdaki fazla enerjileri atarak stresten kurtulabiliriz. Stresten kurtulunca yapacağımız işe daha iyi konsantre olabiliriz. Sporla vücuttaki toksinleri de atarız. Ayrıca sporu, arada derin nefes alarak yaparsak spor sırasındaki yaralanmalardan korunmuş oluruz. Aldığımız nefesle beynimize kan ve dokulara besin göndeririz.
3.Meditasyon Yapmak
Meditasyonun başlıca nefes, gülme ve ağlama vb. 100 çeşidi vardır. Meditasyon, kısaca dünya ile ilişkiyi kesip dikkatleri bir noktada toplamaya dayanır. Meditasyonda daha iyi yoğunlaşabilmek için önce kültür fizik hareketleri yaparak bizi rahatsız eden fazla enerjiyi atmamız iyi olur. Nefes meditasyonunu kısaca şöyle açıklayabiliriz: Oksijeni bol bir odada bir divan üzerine lotüs oturuşu yaparak(bunu yapamıyorsak bağdaş kurup) sırtımızı sert bir yere dayarız. Sonra gözlerimizi yumup dünya ile ilişkiyi keserek burnumuzdan derin bir nefes alır ve bunu bırakırız. Bunun ritmi şöyledir: 1 zamanda alınacak, 4 zaman tutulacak ve 2 zamanda bırakılacak. Bütün dikkat nefes alıp vermeye toplanacak. Bunu en az 15 dakika veya yarım saat yapabiliriz. Meditasyon sonunda büyük bir rahatlama hissederiz. Öğrenci isek bir defa okuduğumuzu anlarız. Yediğimiz içtiğimizden ve yaptığımız bütün işlerden büyük bir zevk alırız. Meditasyon, insanı sevgi dolu yapar. Meditasyon yeniden doğmadır.Meditasyonla dünyanın en mutlu insanı olabilirsiniz.
4. İbadetin Yararı
Eğer spor, yoga ve ibadet üçünü birlikte yaparsanız hiç yaşlanmazsınız. İbadette de aynen yogada olduğu gibi yoğunlaşmak gerekir. Ne yazık ki gerçek anlamda ibadet edebilen nerede ise yok gibidir. Zaten bu olabilse ibadet edenlerin kızmaması, kötülük yapmaması ve son derece mutlu insanlar olmaları gerekir.
Newsweek Dergisinde yer alan bir araştırma, ibadet ve meditasyon yapanların beyin aktivitelerinde gelişmeler olduğunu, bağışıklık sistemlerinin güçlendiğini, tansiyonların düzeldiğini ortaya çıkarmıştır.
5. İnsanları Sevmek
Ünlü Psikolog Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde, “sevgiye yer vermeyen toplumların gelecekte yok olacakları”nı yazar. İncil, sadece komşularınızı değil düşmanlarınızı da sevin, diyor. İslam dininde de aynı şey var. Hz. Muhammed’e göre de “komşunuzu sevmedikçe gerçek Müslüman olamazsınız.” Mevlana da diyor ki: “ düşmanının 40 defa iyiliğini söyle o senin dostun olur, çünkü kalpten kalbe yol gider.” Dr. Freitag, sevgi için şunları söylemiştir: “sevgi terapidir, sevginin olduğu yerde korku yoktur. Sevgi her derde devadır, sevgi hayatı uzatan bir iksirdir. Sevdikçe istediğiniz her şeyi fazlasıyla elde edersiniz. Ne mutlu, sevgide müsrif olabilenlere.” Emmet Fox der ki: “Yeterince sevebilirsen, dünyanın en güçlü insanı olabilirsin.” Şu halde sevgi evrensel olup bütün dinlerde ve bütün kültürlerde vardır. Goethe’ye göre insan sevmedikçe hiçbir şeyi anlayamaz. Mevlana der ki : “ Sevgi acıları tatlandırır, bakırları altın eder, dertler sevgi ile şifa bulur, sevgi ölüleri diriltir, padişahları kul köle eder.”
Bir tarihte bir sosyoloji profesörü görev yaptığı ilde öğrencilerinden kenar mahallelerden birisinde 200 ilkokul öğrencisinin başarı durumlarını araştırmalarını ister. Öğrenciler, incelemeyi bitirdikten sonra, hepsi ağız birliği etmişçesine, durumun hiç iç açıcı olmadığını, bu çocukların gelecekte başarısız ve mutsuz birer insan olacaklarını, söylerler. 20 yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü bu araştırmayı bulur ve sonucu merak eder. 200 öğrencinin 186’sına ulaşılır, bunlardan 10 tanesi ölmüştür. Geriye kalan 176’sı, araştırmanın tersine çok başarılı iş adamı, akademisyen ve bürokrat olmuşlardır. Bunun sebepleri üzerinde düşünürlerken, o öğrencileri okutan ilkokul öğretmenlerine ulaşılır ve kendisine siz bu çocuklara ne yaptınız diye sorulur. Öğretmen onlara tek bir cümle söyler. “Ben onları çok sevmiştim” işte bir kere daha sevginin gücünü görüyoruz. O halde bütün akademisyen arkadaşlarımın her şeyden önce öğrencilerini sevmeleri ve bunu onlara hissettirmeleri gerekiyor. Çünkü eğitim, çocuk ve öğrenciyi sevmekle başlar.
Sonuç olarak sevgi, hastalıkları iyileştirir. O halde hekimler, hastalarına önce sevgi ve şevkat göstermeli sonra tedavi ile ilgilenmeli. Sevgi, bütün sorunları çözer. Koca Yunus “Aşk gelince cümle eksikler biter” dememiş midir? Sevgi, insanı mutlu eder, mutluluk Cennet demektir, Cennete giren Tanrı ile birliktedir. Çünkü Tanrı sevgidir, huzurdur, güzelliktir.
6. Gülümsemek
Güldüğümüz zaman vücudumuz endorphin denen bir hormon salgılar ve bizi mutlu eder. Ayrıca gülümseme ve gülme, biyolojik süreci etkileyerek kendimizi iyi hissetmemize yol açar. Bu ise beyne giden kan ve oksijen miktarını artırır.
Neali Donald Walsch, “ kendinize gülebildiğiniz zaman büyüdüğünüzü anlarsınız. Kendinizi bu kadar ciddiye almayın. Yaşamınızda birazcık mizah yoksa , hiçbir şeyin anlamı yoktur,” der. Gabriel Garcia Marquez de “Hiçbir zaman gülümsemeden vazgeçmeyin çünkü kimin size ne zaman aşık olacağını bilemezsiniz.” Demiştir. Çin’de bir köye zaman zaman 3 Budist rahip gelir, bunlar önce birbirlerine soru sorarlar fakat bu sorulara sözle değil sadece gülerek cevap verirler. 3 rahip kahkahalarla gülerken köyün tamamı buna katılır ve köy kahkahaya boğulur. Bir gün geldiklerinde rahiplerden birisi ölür, köylü diğer iki rahibin ne yapacağını merakla bekler, fakat diğer iki rahip yine gülmeye başlarlar. Ölen rahibin yakılması için odunlar yığılır ve ölü odun yığınlarının üzerine yatırıldığında o da gülmeye başlar ve gülerek yanar, kül olur. Yine Abdullah adında bir Tasavvuf büyüğü ölürken gülmektedir. Öğrencilerinden birisi yanına yaklaşır ona “ Şeyhim bu ne haldir, sen ölüyorsun, biz ağlıyoruz fakat sen gülüyorsun.” der. Abdullah öğrencisine şunları söyler: “Gençken ben de senin kadar mutsuzdum fakat sonra hayatta bedbahtlık ve mutluluk gibi iki yol olduğunu öğrendim ve ben sonsuz mutluluğu seçtim.” Dale Carnegie , “gülümseme bedavadır ama sizi bir servet kazandırabilir. Gülümsemeyenler, gülümsemeye herkesten daha fazla muhtaçtır” demiştir.
7. Sağlıklı Beslenmek
Anthony Robbins’e göre sağlıklı beslenmek için suca zengin yiyecekleri yemek gerekir. Bunlar meyve, sebze ve filizlerdir. Diyetin p’i bunlardan oluşmalı. Ayrıca patatesle eti, peynirle ekmeği, sütle tahılı, balıkla pirinci yememek gerekir. Bu bileşimler iç sistemi tahrip ederek enerjinizi yok eder.Asit ve alkali birbirlerini yok etme özelliğine sahiptir. Proteinle nişastayı aynı anda alırsanız sindirim zorlaşır, mayalanma ve bakteri üremesi olur. Sindirim bozulur ve gaz artar. Ayrıca her yemekte bir yoğun gıda almak gerekir. Suca zengin olmayan gıda, yoğun gıdadır. Nişastalı, karbonhidratlı ve proteinli yiyecekleri aynı öğünde yememek gerekir. Meyveler aç karna yenilmelidir.
8. Stres ve Üzüntüden Uzak Durmak
“Duvarı nem, insanı gam yıkar”, atasözünü hepimiz biliriz. Yıllarca önce kitabını okuduğum ABD’li bir beslenme uzmanı, ülser, kanser ve şeker gibi hastalıkların sebebinin üzüntü ve kaygılar olduğunu yazıyordu.
Peki öfke ve kızgınlık gibi duygulardan nasıl uzaklaşabiliriz? Meditasyon ustalarından OSHO, Meditasyon adlı kitabında bunun yolunu şöyle açıklar: “ Bir aynanın önünde durup öfkenizi ifade edin. Birini dövmek istiyorsanız, boş havayı dövün, öfkelenince haykırın. Bütün bunları yalnızken yapın. O zaman sizin için psikodrama olur. Ayrıca bu sizin için bir katarsis olacaktır. Duygularınıza hakim olabilirseniz, kendinizin efendisi olursunuz. Eğer bir başkası sizi mutlu veya mutsuz edebilirse siz onun kölesi olursunuz.” Anthony Robbins’e göre de bununu iki yolu vardır. Bunlardan birisi iç temsili değiştirmek yani üzüntü, keder gibi duyguları atıp yerine neşe ve mutluluk gibi duygulara dönmek ya da fizyolojiyi değiştirmektir Çöküntü fizyolojisinde insan, yere bakar, omuzlarını aşağı düşürür, kısa ve zayıf nefes alır. Olumlu fizyoloji için karşıya bakmak, omuzları dik tutup yükseltmek, derin nefes almak gerekir.” Deneyin sonucu göreceksiniz.
9. Halinden Memnun Olmak, Şikayet Etmemek.
Bir Budist Mantra: “Geçmiş geçti gitti, gelecek henüz gelmedi, onun için kaygılanmak neden? geriye sadece şu an kaldı, yaşayın onu. Eğer şu an sessizlikse minnettar olun, sonsuz mutluluksa Tanrı’ya şükredin, ona güvenin. Güvenebilirseniz, mutluluk büyüyecektir.” der.
Dr Freitag diyor ki, “Tanrı’ya sağlığım ve içsel zenginliğim için şükrediyorum.” Tasavvuf felsefesine göre şükür, nimeti artırır. Nitekim Mevlana “Şükürle gözün doyarsa başkalarına yardım edersin” demiştir. Dr. Ender Saraç ise “şükür” yerine “Elhamdülillah” demeliyiz, diyor. Ona göre “şükür” demek, tatmin oldum daha başka bir şey istemiyorum, demektir. Oysa “Elhamdülillah” demek, verdiğin nimetler için teşekkür ederim, ama daha da verirsen, memnun olurum, diyerek kapıyı açık tutmak gerekir”, diyor.
SONUÇ
General Mac Arthur diyor ki, bir şeye inandığınız, ümidinizi koruduğunuz, güzelden iyiden nasibinizi aldığınız, doğa, insan ve Tanrı ile iletişime duyarlı olduğunuz sürece genç kalırsınız. Anthony Robbins ise “ Ne isterseniz yaşam onu size verecektir. Yeterli inandırıcılıkla, kendinizi vererek isterseniz, dünyada her şeyi elde edebilirsiniz. Bazı şeylerin elde edilmesi fazla inanç ve enerji gerektirir, çok çalışarak onları da elde edebilirsiniz.”
İsrail Meclisinde şu sözün yazılı olduğu söylenir: “ Ne ki hayal ettiniz o gerçektir.” Benim de acizane öğrencilerime zaman zaman söylediğim bir söz vardır. “ İnsan isterse kuş gibi uçabilir. Mutlaka onun da bir yolu ve yöntemi vardır.” İstenince o yol ve yöntem keşfedilebilir. Bunu ister mecazi, isterse gerçek anlamda alalım, her ikisi için de bu söz doğrudur. Daha doğrusu ben buna inanırım.
Demek ki, hastalık, sağlık, başarı, başarısızlık, bedbahtlık ve mutluluk hepsi elimizdedir. O halde niçin sağlık, başarı ve mutluluk yerine hastalık, başarısızlık ve mutsuzluğu seçiyoruz. Sözlerimi bir Hint Felsefesi ile bitiriyorum: “ Küçük ruhlar çelintilere kapılır, işe girişmemek için korkular yaratır. Orta çapta insan ise işe başlamamak için engeller ortaya koyar. Gerçek büyük insan, hiçbir şeye kendini kaptırmaz ve yenilmez, başarıya ulaşıncaya kadar karşısına bir set bile çıksa onları yıkar, geçer.
Edison diyor ki: ” Bana zeki adam lazım değil, olumlu tutum ve davranış gösteren adam lazım. Nitekim elektriği bulduktan sonra açtığı işyerine mühendis alırken onları bir denemeden geçirir. Adaya önce yapılması mümkün olmayan bir iş verir, eğer aday bu işin yapılması mümkün değildir, derse onu gönderir fakat yapılamayacağını bile bile denemeyi sürdürürse onu işe alırdı.. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Zaman zaman çok saygı duyduğum bana göre büyük prof.lerle Türkiye’nin sorunlarını konuşuyoruz. Acıdır ki, şunları söylüyorlar: “yapamayız, yaptırmazlar.” Bu tam bir teslimiyet ifadesidir. Atatürk kurtuluş savaşını yaparken Batı’dan izin mi? aldı, isteseydi zaten izin vermezlerdi. Yine Türk ordusu Kıbrıs’a onlardan izin alarak mı, çıktı, isteseydi zaten izin vermezlerdi. Şu halde Türkiye’de önce galiba beyinleri esaretten ve teslimiyetten kurtarmak gerekiyor. Saygılarımla..TUNALIM.                                                                            Prof.Dr.İbrahim Arslanoğlu

...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

ÖZLENEN GÜZEL İNSAN....

güzel, insan


Hoşgeldin Güzel İnsan                                                                                                ...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

DEĞERLERİN NOTASINDA ANADOLU TÜRKÜSÜ

vatan


        

Anadolu ahh Anadolu … sen öyle bir türküsün ki seni söylemeye başladı mı insan bitesin gelmiyor. Zaten bitirmekte istemez. Nasıl bitirsin ki. Sen Anadolusun, sen hayat, sen can, sen sevda, sen aşk, sen sevgi, sen sevgili ve sen maşuksun … Sen buram buram sadet kokan mutluk, sen umutsun. Sen huzur, sen cennetsin….


Senin türkün öyle bir türkü ki ; Anadolu insanı, Anadolu mozaiği, Anadolu tüm varlığı ile seni söyler.
Aşklar, sevgiler, sitemler, küsler, barışlar, ninniler seninle söylenir. Sevinçler, kederler seninle dillendirilir. Sen sensin…. Yolu senden veya yakınından geçen herkes her şey dinler seni…


Bu türkü sevgi dolu yüreklerden hayat bulur ve dalga dalga yayılır dünyaya, evrene…
Şöyle bir gezinin Anadolu da her yerde bu türkü var. Her şey söyler, her şey dinler bu türküyü… değerlerin notasında ki türküyü… ANADOLU TÜRKÜSÜNÜ !


Bu türkü Karadeniz de kemençe olur. Karadeniz in azgın sularına inat hasreti, sevgiyi haykırır. Kara deniz insanı, kemençe ve yaylalar kucaklaşır,el ele tutuşur horun olur omuz omuza can cana…


Bu türkü davul olur, zurna olur. Palandökende Dadaş olur bar olur. Yiğitlik olur, tevazu olur, merhamet olur, adalet olur Dadaşın yüreğinde …


Davul, zurna sevdalandığında birbirlerine halay olur Van ımda , Bitlisimde birde bağlama katılırsa aralarına sıra gecesi olur Urfamda…


Bu türkü saz olur, söz olur, yar olur yaren olur Sivasımda, Tuncelimde, Erzincanımda… Saz olur, söz olur, yar olur, yaren olurda semah olmaz mı? Aşk olmazmı Bektaşımda Bayram-ı Velimde..?


Bu türkü ney olur, neyzen olur ve semazen olur Konyamda Mevlana Dergâhında… “Herne olursan ol yine gel” sözünde anlamını bulur sevgi, hoşgörü, vuslat ve Şeb-i Aruz olur dervişimde Konyamın bereketli ovasında ..


Bu türkü Seymen olur Ankaramda… Efe olur, Zeybek olur Ege de…
Kılıç kalkan olur Bursamda…


Bu türkü Divan olur, şiir olur, şair olur Bab-ı Âli olur İstanbulumda…. Roman olur, Keman, Darbuka olur Trakyamda…


Değerler notasında, şuh nağmelerin ahengiyle gezinirken Anadoluda evrensel kadınlarımız, annelerimizi, gelinlerimizi görürsün elleri kınalı yanık sadaları ile seslenir yavuklusuna, sevdalısına hasretine, erine, askerine ve şehidine… dere kenarında kapı eşiğinde gözlerinden yakuttan daha değerli göz yaşı damlaları ile…


Batının dejenere olmuş değerlerine inat, balkonlardan silkelenen halılara, atılan çöplere inat her sabah süpürür kapısının önünü bu türkü. Yavrularını biberonla besleyen annelere inat. Sevgi ile Yasin ile sevgi ile sımsıcak göğüsleri ile emzirir bu türkü yavrularını.


Bu türkü Ülkemin Coğrafyası gibi alnındaki derin kırışıkları ile çilenin her türüne katlanmış 70 yaşına rağmen dedemin otobüste 18 yaşındaki kıza gel otur diyerek yer verenlerin türküsüdür.


Bu türkü Vatanım, Milletim, Devletim Dinim sağ olsun diye seve seve canlarını verip ebedi yaşamayı hak eden Şehitlerimin türküsüdür.


Bu türkü yolda kalmışlara han, açlara aş, yalnızlara yoldaş olanların türküsüdür.


Bu türkü bir parça kuru ekmeğini paylaşanların, komşusunun derdi ile dertlenenlerin, sevinçleri ile sevinenlerin türküsü..


Bu türkü her alanda ihmal edilmiş olmalarına rağmen Vatan sevdası ile sevdalananların türküsü… ANADOLU TÜRKÜSÜ….
Yazan:
Şahin Gökçenoğlu–TUNALIM…

...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More

BİR ANNENİN KIZINA ÖĞÜTLERİ

nasihat








Ümame Hatun… Onun bir sahabi kadın ya da Allah dostu bir hatun olduğu rivayet ediliyor. Kaynaklar hep Onun gelinlik kızına yazdığı mektuptan bahseder. Umame Hatun soylu bir aileden gelmektedir. Nezafet ehli, terbiyeli, bir mümine hanımdır. Yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ tazeliğini koruyan ve pek değerli öğütlerini içeren
mektubunda mutlu bir yuva için kızına şöyle seslenir:
“Yavrum…
Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu tavsiyelerimi iyice öğrenip icap ettiği şekilde hareket edersen hayatın boyunca rahat edersin. Kocanla aranız hiçbir zaman bozulmaz. Bu dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, ahirette de ebedi saadete ulaşırsın.
Kanaatkar ol! Yani, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek her şeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü kanaat kalbi huzura kavuşturur. İsteklerin, arzuların sonu yoktur. İnsan her istediğine kavuşamayacağı için huzursuz olur.
Söylenenleri daima iyi dinle ve her zaman kocanın meşru emirlerine itaat üzere bulun! Kocana itiraz etme! İtirazcı, inatçı kimseler sevilmez. Onunla kaynaşmaya gayret göster. Bu şekilde hareketlerin, aynı zamanda,
Cenab–ı Hakk’ın rızasına da muvafık olur.
Evin her zaman, muntazam ve düzenli olsun! Evinin dağınık olmamasına itina ve ihtimam göster! Beyinin gözüne çirkin, düzensiz bir şeyin ilişmesinden sakın! Dış görünüş içe, kalbe de tesir eder. Evin, her zaman temiz ve güzel kokulu olsun. Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Yemeğini, adeti nasılsa, ona göre hazırlamalısın. Vaktinde uyumanız için işlerini zamanında bitir. Çünkü açlık insanı huysuz eder. Uykusuzluk ise öfkelenmeye sebep olur.
Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Mal ve eşyayı koruman, senin iyi iş bildiğini gösterir. Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma! Başa kakarsan, iyilik, fayda yerine zarar getirir. Kırk iyilik, bir başa kakma ile yok olur.
Sakın kocanın huysuzluklarına karşı, kocana misilleme yapmaya kalkışma! İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.
Eşinin yakınlarına güzel muamelede bulun! Güzel muamelede bulun ki, o da senin yakınlarına iyi davransın. Gülü seven dikenine katlanmalıdır. Zaten dünyada nimetler ve mihnetler beraber bulunur. Kocanın evde, çocuklarına, yakınlarına karşı otoritesini sarsacak, onu küçük düşürecek söz ve hareketlerde sakın bulunma! Hatalarını, yalnız iken, bilgiçlik taslamadan yumuşak bir şekilde söyle!
Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı koca arasındaki sırlar kabre beraberlerinde gömülmeli. Eğer sırlarını etrafa yayacak olursan, sana darılır. Vefasızlık etmeyeceğinden bile emin olmaz. Sevgide azalma olur…
Eşine hürmette, emirlerini yerine getirmede kusur etmemelisin! Sözlerinin aksini söyleyerek, ona karşı gelmemelisin! Eğer karşı gelir, isyan edersen, kızıp öfkelenmesine, hatta düşmanca hareket etmesine sebep olursun. Evde huzurun olması için mutlaka son sözü bir kişi söylemeli. Aksi taktirde, sıkıntı olur.
Eşinin üzüntülü ve kederli zamanlarında sen de öyle görün! Onun üzüntüsünü onunla paylaş! O neşeli ise sen de neşeli görünmeye çalış! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol!
Kocana ne kadar hürmet ve tazimde bulunursan, kendini o kadar çok sevdirirsin. Rızasına ne derece uygun hareket edersen, o nispette sevgisini kazanırsın. Aranızdaki meselelerinizi kendiniz halledin! Sakın bunları, bize veya başkasına taşıma! Bizi yok farz et! Birçok sıkıntının en güzel ilâcı zamandır. Bir ayağın baba evinde olmasın, iki ayağın ile kendi evinde ol! Kimseden medet umma!
Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyler isteme! Bu hem senin, hem de onun helak olmasına sebep olur. Nitekim hadis–i şerifte sevgili Peygamber Efendimiz (sav),
“Bir zaman gelir ki, adamın helaki, hanımının, ana–babasının ve çocuğunun elinden olur. Onu fakirlikle ayıplarlar, gücünün yetmediği tekliflerde, isteklerde bulunurlar. Böylece o kimse, bu istekleri temin için dininin gideceği yollara sapar ve helak olur”, buyurmuşlardır.
Kadının güzel huylusu, saliha olanı, eşine cennet nimetidir. Kötüsü, şerlisi de cehennem azabından sayılır. Sen kocana cennet nimeti ol! Azap çektirme!..
Yavrum…
Bunları yapabilmen, ancak, onun isteklerini, kendi isteklerine, onun rızasını kendi arzularına tercih etmenle mümkün olabilir. Hep kendi istek ve arzularını ön plana çıkarırsan, bu öğütleri tutabilmen mümkün olmaz”…

 

TUNALIM…

...
Date: 27 September 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More


1 2 

Latest Entries

BATININ DA KURTULUŞU MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE
BTP LİDERİ:TÜRKİYE'Yİ DÜZLÜĞE ÇIKARMAYA HAZIRIM...
TÜRKİYE'DE BU GÖTÜRME OLAYLARINI KİMSE İPLEMİYOR
YOLSUZLUĞUMUZ KÜRESELLEŞTİ
GELİN BİR VE BERABER OLALIM..

Search